facebook twitter instagram youtube html5 sitemap Bizi Takip Edin

sanat ve edebiyata dair


“yazmanın safhaları”



insan ilk yazmaya başladığında görülmek, sonraki
 süreçlerde onaylanmak, daha sonra beğenilmek,
takdir görmek ve daha sonrasında kendisini sorumlu
görmek ve gördüklerini anlatma gerekliliği içinde bi
misyon dönemi yaşıyor.

tamamını okumak için tıklayın 






“bir harf daha bulsam tamamlayacağım
özlediğim kelimeyi”


bir harf daha bulsam tamamlayacağım özlediğim kelimeyi

iskender’in ölüm haberini duyduğumda çok ağladım.
 içimde tarifsiz bir keder oluştu. ölüm her şeyi
dümdüz eden bir şey. geri dönüşsüz bir boşluk
bırakıyor insanın içinde… sadece kayıp değil içimde
kaybettiğimi fark etmediğim bazı duyguların çok geç
fark edilişi gibi de bir şeydi yaşadığım… 

tamamını okumak için tıklayın 




“yine yakmak varmış mektupların ucunu”



cemil meriç “mektupların büyülü bir ayna” demiş ya
lamia hanım’a; ben de oradan el alayım, mektup
bahsine bodoslama dalarken. mektuplar ve edebiyat…
edebiyat ve mektuplar… mektuplar sanırım en çok
içimizdeki diğerine ulaşma isteğine denk düşüyor, ne
amaçla yazılmış olursa olsun. bazen bu istek bizi
edebiyatın çıkış yoluna ulaştırıyor, bazen de yıllar
önce ölmüş bir yazara mektup yazarken dahi bulabiliriz
kendimizi.

tamamını okumak için tıklayın 


“füruğ’la tanışmak”

füruğ’la tanışmak

“tenha seda “demişti füruğ sesimdeki anlamı,
anlamdaki kapıyı aralamak için kendime yol giderken…
tam da o zamanda karşıma çıkması tesadüf değildi
bu dizenin elbette. şiir doğal bir şekilde akıyordu
aslında, ama bir yerinde, bir dizesinde birden durdum.
durma ihtiyacı hissettim. diyordu ki “ölmüş bir kuş
 bana uçmayı nasihat etti”.

tamamını okumak için tıklayın 


"zifir bir karanlık içinde yol”

zifir bir karanlık içinde yol

güzel sohbeti kendim de yapsam anında tanırım,
biliyorsunuzdur huyumu. ve şiirin izini her yerde
sürebilirim. her yer benim zifiri aydınlığım olabilir
kopkoyu. hiç akılda yokken bakın ne güzel bir sohbet
çıktı ortaya. ve ben şimdi tam da oradan dalayım mı
sözün bal kaymağına. sevgili arkadaşım mustafa’yla
bakın neler de konuşmuşuz ayaküstü, faceüstü:

tamamını okumak için tıklayın 





“şair ve şiiri arasındaki ince ayar”

şair ve şiiri arasındaki ince ayar

“şair mi öne çıkmalı, yoksa şiir mi? ” sorusu “şiir”
ve şiirden dolayı “şair” kavramı var olduğu günden
bu yana kendini var etmiştir. birisinin şair olduğuna
kim karar verir sorusu ya da… farklı zaman dilimlerinde,
farklı ağızlarda kesin yargıymış gibi insanlara sunulan
 yanıtlar da bulmuştur kendisine bu soru. aslında
söyleyen ve söz arasında kurulan denklemlerden
çıkacak hiperbolik eğrinin zaman içinde oluşturacağı
grafikler mi demeli yoksa bu duruma?

tamamını okumak için tıklayın 




“sözcüklerin gücü adına”

şair ve şiiri arasındaki ince ayar

sözcüklerin gerçekten büyük bir algı yönlendirmesi
 var. kelimeler bizim ağzımızdan çıkarken bile onları
biz söylüyoruz ve sonradan yine kendimiz onların
etkisinde kalıyoruz, ne garip değil mi? istiyorum ki
sözcüklerin gücünü bihakkın anlayalım… ve bir şey
hakkında algımızı kurarken; birbirimizle iletişirken
sözcükleri aslolan kabul ettiğimiz için nasıl gereksiz
 yere savrulduğumuza birazcık olsun uyanalım…

tamamını okumak için tıklayın 























“şiirin kalbimize değdiği yer”

şiirin kalbimize değdiği yer

şiirin yolculuğunu heybenize katıp hayatı anlama
çabasına girmiş bulduğunuzda kendinizi, öyle derin
kavislerde birleştirir ki sizi hayat… birbirinizle ve
kendinizle elbette. ülkü tamer ilk defa çevirdiği bir
şiirle değirmişti kalbini kalbimin bam teline. hem de
öyle bir değmişti ki o an…

tamamını okumak için tıklayın 


“Aynur Uluç'un rengini kendi kuran imzaları”

Aynur Uluç'un rengini kendi kuran imzaları

Aynur Uluç her bir kitaba ayrı bir resim çizerek son
derece zorlu bir yaklaşımı yılardır başarıyla hayata
geçiriyor. Kitabının sadece imza bölümü olan ilk
sayfasına değil; yanına, içine, arkasına renklerini
döşüyor. Öte yandan dikkatimizi çekti ki; her iki kitabına
imza açısından gösterdiği yaklaşım biçimi de farklı.. 

tamamını okumak için tıklayın 





















“hayatla sanatın karışıverdiği yere dair..”

hayatla sanatın karışıverdiği yere dair..

bugün ben biraz hayat ve sanat ilişkisi ile ilgili
konuşmak istiyorum ama söze kendimden başlayacağım
direk. çünkü en ince ayrıntısına kadar her şeyi test
edebileceğim bir denek, ya şöyle söyleyim insanlık
labaratuvarında yol alabileceğim gönüllü kaynak olarak
görüyorum kendimi. “damarlarında serum denerken
ölmek ayıp olur mu” dediği gibi nazım’ın şiirinde... 

tamamını okumak için tıklayın 




“kalbin kapısı açılınca zehir gibi de akabilir, nehir gibi de.”

kalbin kapısı açılınca zehir gibi de akabilir, nehir gibi de.

ben şiir sever miyim, şarkı sever miyim ben. resim
 sever miyim peki, film sever miyim. bu konuda artık
bir şeyler yazmam lazım. epeydir kafama takılan
bir şeydi bu soru, tetiklendi ve fışkırttı bugün kendini
içimde durduğu yerden. uyuyan yılan uyandı.

tamamını okumak için tıklayın 






“içimin kor günlerinde neler öğrendim”

içimin kor günlerinde neler öğrendim

bi yerimizde bir dert varsa orayı sonuna kadar kaşırız
ve kazırız. ta ki orada ruhumuza yük olacak tek bir
parça dahi kalmayana dek. neden şiirlerinde benzer
yeri anlatıp duruyorsun demişlerdi, hatırlıyorum
küçük iskender'e bir gün. neresi kanıyorsa orayı
anlatırız çünkü, demişti yanıtında. sanatın hayattan
kopuk, üzerinde entel dantel konuşulabilir bir alan
olmadığını zaten biliyordum o zaman da; ama bu
cümle gelmese ondan; unutabilirdim de.

tamamını okumak için tıklayın 


“kitap çarpsın ki dört kitap yazdık birlikte”

kitap çarpsın ki dört kitap yazdık birlikte

geçenlerde “pariste gece yarısı” isminde bir film
 izledim. hakikaten ilginç bir film... tavsiye eden
arkadaşıma gönüller dolusu selâm.. ilgimi çekecek
filmi şıp diye bilmiş..
 film fantastik gibi de, aşk filmi de aynı zamanda.
20’lerin paris’ine giden bir yazarın öyküsü 2010’dan.

tamamını okumak için tıklayın 



















“hep değişik kadınları çiziyorum sandılar”

hep değişik kadınları çiziyorum sandılar

hep değişik kadınları çiziyorum sandılar, oysa hepsi
 de içimin kadınları, frida kadar açık etmiyorum sadece ;
ya da o kadar ciçekli ve renkli değil yüzüm. dayan az
daha dayan yanmaya diyen bu kadın da benim, çöllerin
ortasında ahtapot gibi duran kadın da, saçlarını umutla
 çözen de benim,

tamamını okumak için tıklayın 


“hiç bir fışkırış içerde gizli kalmaz”

hiç bir fışkırış içerde gizli kalmaz

bir dönem saim kuru ile bir ortak projemiz vardı.
oturup buluşuyor hummalı bir şekilde çalışıyorduk
orda burda... o kadar çok çalıştık da, sonra neden ki
 bilmiyorum öyle yarım bıraktık. o günlerden kalma
bir kağıt parçası geçti elime bugün.

tamamını okumak için tıklayın 















“evet eleştiri kılığında karışma istemiyorum”

evet eleştiri kılığında karışma istemiyorum

eleştirilere kulak asmıyor. marjinal çıkışlar yapıyorsun,
insanlar da sana eleştiri yapmaktan imtina ediyorlar,
 dendi bana dün.. bunu yazan arkadaş her bir kalpten
yorumla nasıl çoğaldığımı hiç fark etmemiş olmalı.
 ama eleştirecekler imtina ediyormuş, aman ne güzel,
o zatı muhteremler de her kimseler etsinler zaten.

tamamını okumak için tıklayın 
















“annem kızım kendinizi sıfıra toplayın derdi, anlamazdık”

annem kızım kendinizi sıfıra toplayın derdi, anlamazdık

annem bizlere “kendini sıfıra topla” derdi anlamazdık,
 gülerdik. topladık bak olmuş mu anne filan derdik.
espri zannederdik gülerdik. meğer kocaman ama
kocamannnnn bi felsefeyi kalbimize ekiyormuş o
cümleyle. “başa dönelim, taa en başa” diyen felsefeci
 kimdi anımsayamadım adını. bunu sezai ( sarıoğlu )
sıklıkla söylerdi alıntılarken.

tamamını okumak için tıklayın 











“resim anahtarım ve ben yollarda”

resim anahtarım ve ben yollarda

işten dönerken yenikapı söğütlü arasında iki resim
 yaptım bugün de. bu resim onlardan biri. trende
resim yapmayı çok seviyorum. binmemIe inmem
arasındeki o on dakikalık zamanda içinde olduğum
mekâna başka bir mekân daha sığıyor sanki resim
 yapınca.

tamamını okumak için tıklayın 


“sanatın izleyene değme biçimi tamemen kendine bağlı”

sanatın izleyene değme biçimi tamemen kendine bağlı

orhan veli demiş ya yazdığım her şiiri tanıdığım
kadınlar kendisine sandılar.. oysa ben onları onlara
yazmadığımı bilmenin sancısını yaşadım demiş.
tam sancı dememiş de işte o meal bir şey. belki
hüznünü söylemiştir.. meraklısı gidip orijinalinden
bakabilir ne yaşamış. burada benim zumladığım
konu ise şu:

tamamını okumak için tıklayın 


“sanatçının kazısı”

sanatçının kazısı

evet sanatçı özgür olmalı, üzerinde toplum baskısı
olmamalı ki içinden geleni gönlünce taşırsın. o
yüzden sanatçıları çok da sıkmayın, sık boğaz
edip özeline müdahale etmeyin. her ürettiğini de
özeli sanmayın çağrısı yapmıştım geçenlerde. çok da
 ilgi topladı.. destek aldı.

tamamını okumak için tıklayın 






“kalplerimiz bayram yaparken”

kalplerimiz bayram yaparken

bir fotoğraf albümüm var. ismi "ikinin yakınlığı..."
benimle birlikte bir diğer kişinin yakınlaşma hallerinin
 çeşitlemeleri var içinde.. kiminde oturuyoruz kiminde
 gülüyoruz. kiminde aynı yere doğru bakıyoruz. kiminde
yemek pişiriyoruz kiminde kaynıyoruz birlikte. iki insan
 ne çok şey yapabilir o çıkıyor toplamda. böyle yüzlerce kare..

tamamını okumak için tıklayın 







“sanatçının yaşamdaki duruşu”

sanatçının yaşamdaki duruşu

sanatçılık, sanatçıyım diye ortada kasım kasım
gezilerek way efendim falanca eserimi yazarken
ben, falanca resmimi tonlarca eserimin içinde
seçerken ben gibi gibi cümlelerle, ortada gezilebilecek
bir şey değil. bu hâllerimizi paylaşabiliriz çünkü
hayatımızda ne varsa odur yaşadığımız.

tamamını okumak için tıklayın 




“günahın hazlı ahı”

günahın hazlı ahı

"günah" füruğ ferruhzad'ın en önemli şiirlerindendir.
bu şiirinin bir dergide yayınlanmamsı sonra iran'da
çok tepki almış. ve ayrılmak isteyen kocası hayatı
 boyunca oğlunu bir daha görmemesi talebinde
bulunmuş ve mahkemede buna karar verilmiş ayrılırken..

tamamını okumak için tıklayın 









okur şiirle nereden ilgi kurar?

okur şiirle nereden ilgi kurar?

şairlerin kavram olarak şiirle bağlantı kurdukları
şiirleri mi, kurmadıkları şiirleri mi okura daha çok
dokunur? bilirsiniz şairler genelde şiirlerinde şiir
yazmaktan bir şekilde söz ederler. yazamıyorum
derler, ah bir yazsam derler. şöyle bir şiir derler,
illa bir şekilde sözü şiirden geçirirler herkes için
mutlak bir gerçeklikmiş gibi şiir.

tamamını okumak için tıklayın 


zaman yarığı iki şiir

zaman yarığı iki şiir

hani bazı şiirleri gördüğünüzde başınız döner.
benimki kolay kolay dönmez. o kadar da da sırf
alt alta yazıldı diye etkilenecek halim yoktur şiirden..
 ama bazıları var ki of allahım off. meselâ bir şiir
anımsıyorum dönmüştü, hem de nasıl. o kadar, ama
 o kadar dönmüştü ki okuduğum hali yetmeyip daha
 iyi bir anlatımı olmalı bu şiirin diye içine düşerekten
 bi çevirisini de ben yaptımdı.

tamamını okumak için tıklayın 




















sanat dünyasında kadın olmak

sanat dünyasında kadın olmak

evet, sanat yapmak insan ihtiyacından doğmuş,
yaptığı sanata kendi özelliklerini katmak konusu
işin ikinci kısmı, ve doğal olması gereken sonuç.
ama pratikte öyle olmuyor. cinslerden birisi ister
 örtük oldun ister açıkça bu benim alanım sen
yoksun derse abesIe istigal oluyor yaptığı şey. ve
bunu söylemenin kendisi bile baskı oluyor diğer
 tarafa. 

tamamını okumak için tıklayın 


hakkı olana hakkını teslim etmek sanatta da hayat kadar gerekli

hakkı olana hakkını teslim etmek sanatta da hayat kadar gerekli

sosyal medya sayfamda bir şekilde geçen resim olsun,
 şiir olsun, dize olsun açıktan ya da göndermeli olacak
şekilde bir eser paylaşıyorsam üretenin adını etik olarak
 mutlaka veririm. ya yazdığım yazının içinde cümle içinde
 kullanırım; olmazsa alttaki notun içinde. paylaştığım üretim,
 fotoğrafsa ve bir şiire eşlik ediyorsa da fotoğrafı çekenin ismini
soyadını vermezsem kendimi birisinin emeğini kulanmış ve
üstüne oturmuş onun etkisinden yararlanıyor ama bağcıyı
söylemiyor sayarım.

tamamını okumak için tıklayın