facebook twitter instagram youtube html5 sitemap Bizi Takip Edin

sitem tehditi altında nasıl kendim olurum

sitem tehditi altında nasıl kendim olurumsitem tehditi altında nasıl kendim olurum

derdini söylemeyen derman bulamaz, derler. bir ucundan başlayım anlatmaya: tanışıyor olmak seviyor ve seviliyor olmak dili sitem üzerinden kurmaya, bir diğerini anlamamaya yol açmamalı. tam da tersi anlamaya yol açmalı ama herkes tek tek kendisinin biraz daha özel olduğu üzerinden kurguluyor yakınlığı... evet ben hızlı bir yaşam kurguladım kendime.. çünkü yapacak çok işim var ömrüm kısa.. bu durumda kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuç şu.. çok kişi ile daha yakın bir konuşma düzlemi içinde olmak.. bu düzlemde ben kendimi ihmal ederken bazı arkadaşların ortaya çıktıkları anda kendilerinin bir numara olduğunu bekleme sanrısı. üstelik o zaman diliminde ortaya çıkanın bir tek kendileri olduğunu düşünme sanrısı...

baktın ki olmadı, beklentine karşılık olarak beklediğin davranış (bu her neyse; bazen buluşma olur, bazen özel ilgi, bazen neden falanca ölümü bana haber etmedin şeklinde serzeniş, bazen kitabımı halâ okumadın mı, ya da madem ki arkadaşız artık şiirlerimi okur yorumlarsın şeklinde. örnekler çoğaltılabilir sanal ev reel alanda olması fark etmez bunun. her beklenti sırf söylendi diye yapılacak diye bir durum yok, ancak yapılmadığında bu sefer de haydi bakalım yetişsin imdatlarına "sitem tanrısı" .... niye sitem ediyorsun diyene de "seni sevdiğimden güzelim; çok sevdiğimden" der sıyrılırsın olur biter. genelde ilişkilenme işleyişi böyle çalışıyor güzergâh olarak..

kullanılan ya da kullanılma potansiyeli ile başımızda kılıç gibi duran iki tehlikeli yöntemden söz etmeli bu noktada. insanlar arasındaki ilişkiyi peşin peşin zedeleyen, dile gelmese de, tolere edilse de uzun vadede zedeleme potansiyeli taşıyan, mutsuzluk tohumlarını eken ilşkilenme biçimlerinden... bunların birisi hatır, diğeri sitemdir. kimse bir şeyi diğerinden (ki aradaki yakınlık ne olursa olsun; karısı, kocası, kızı, babası, arkadaşı, dostu dahi olsa hatrı için istemesin ya da istemeye getirmesin. birisi birisine bir yardım yapacaksa yapma özgürlüğü eylemi yapacak olandadır. ve o kararı özgür iradesi ile alma hakkı vardır kişinin. kıymetli olan da budur zaten...

sitem, hatırın beklenti karşılanmama safhasında ortaya çıkan diğer yüzüdür. hatrın hesabını sormaktır sitem. bana sitem edilmesin diye bir şeylere yetişmeye çalışmamalı kimse. hiç kimse kendisine sitem korkusu ile yapılan güzel şeylerden mutlu olmaz aslında. dışı bilmese içi bilir, ısmarlama duygu tatmini mi olur. o yüzden kendisine yakıştıracaksa bunu ayırt edecek gözlere sahip olmayı istemeli önce insan. dışından da bu bilgiye hazi olmalı. bir arkadaşlık dostluğa evrilecekse diğerinin hâlini sormaktan geçer bunun yolu. nasılsın demekten geçer. bana niye şöyle yapmadın, etmedin demekten değil.

hepimizin sorular karşısında bilgi vermeme yani susma hakkı, istenen şeyi kabul etmeme hakkı, eleştiri getirme hakkı gibi gibi hakları var; dilde söyleyip pratik kullanımda sıkıntı yaşadığımız... konu insan hakları meselesi aslında. konu sağlıklı iletişim konusu... konu, yaptığımızı ve yapmadığımızı kendimize yakıştırmak, arabayı park ederken diğer arabaların da durumuna bakma bilgisi trafikte. yani edip cansever'in şiirindeki "çiçekleri biçimli tutma" marifetidir tam da konuştuğumuz.

bir derdimizi paylaştığımızda genel öneri sevdiklerimizi koruma içgüdüsü ile "takma kafana" demek oluyor. bu da ancak üst katmanda seyredebilen ilşkilerin bir başak yönü. bir yanıyla sevindirici elbette böyle sahiplenilmek ancak, tırnak içinde söylemek gerekirse ben insanlar birbirini "taksın" diye, ayrıntıları fark etsin" hayata dair farkındalık niyeti" kursun diye bunca çabalarken bir yandan da kimseleri takmıyor olmayı kendime yakıştıramıyorum ki. "her insan biriciktir" diye diye her bir kişiye ayrı imza atmaya çalışırken, her tanışmanın kıymetini bilmeye çalışırken bir yandan da onları takmadan yaşamak mümkün mü. ve ne kadar sahici böyle yapmak. ben böyle yapıyorum ve sahici yaşamaya çalışıyorum diye kimseye düşünme payı düşmüyor mu oluşan sonuçlardan. ama sonunda bir yere gelip dayanıyor hayat; dayatıyor kendisini. işte o noktada söylemek gerekiyor. ve şu an ben, tam bunu yapıyorum.

aynur uluç

fotoğraf: ali tanrısever