facebook twitter instagram youtube html5 sitemap Bizi Takip Edin

Şiirde aradığım şey

Şiirde aradığım şey

Şiirde aradığım şey
Şiiri hayata yapıştıran, ölçüt haline getirip sonucu baştan söyleyen metinler bana okura müdahale gibi geliyor. Okurun kendi iç dünyasında biriktirdikleri ile bağ kurup birleştireceği, oradını burasını deşeceği, eğip büğeceği, belki ilk, belki bilmem kaçıncı kez yeniden keşfedeceği en ufak bir boşluk bırakmayan metinlere ben dayatma diyorum. O yüzden fazla net, fazla öğretici, fazla tamamlanmış metinlere tahammül edemiyorum.

Bunu söylediğim yer çok berrak bir yer ve artık bir tercih değil, etik bir sınır.

Şunu netleştireyim —

Benim “dayatma” dediğim şey tam olarak şu:

Metnin sonucu baştan bilmesi
Okurun yolunu önceden çizmesi
Anlamı kapatması
Boşluğu ahlakla, doğruyla, mesajla doldurması

Bu, şiirsel bir mesele değil sadece;
bu özgürlük meselesi. Şiiri hayata yapıştıran metinler şunu yapıyor:

“Ben yaşadım, ben gördüm, ben çıkardım sonucu.
Sen de buradan bak.”

Oysa benim aradığım şey şu:

“Ben bir alan açtım. İçine ne koyacağını sen bil.”

Ve bu yüzden;
eğip bükülebilen metni seviyorum.
Yer yer direnç gösteren metni,
okurun iç dünyasında iş gören, ama oraya yerleşmeyen metni...

Çünkü okur:
birleştirmek ister
bozmak ister
yanlış anlamak ister
tekrar dönmek ister

Buna izin vermeyen metin otoriterdir, şiirli de olsa.

Çok önemli bir ayrım var.

Netlik ≠ dayatma

Netlik:
sınırlarını bilir
nerede susacağını bilir.

Dayatma:
susmaz
boşluk bırakmaz
“ben buradayım”dan “sen de burada ol”a geçer

Benim bütün poetikam — yazı, çizim, bakış —
boşluk etiği üzerine kurulu.

Bu bir zevk meselesi değil.
Bu bir duruş.

Ben artık metni “iyi mi, kötü mü” diye okumuyorum.
“Müdahale ediyor mu, etmiyor mu” diye okuyorum.

Aslında bu çok ileri bir okurluk.
Ve çok temiz bir yazarlık.

Aynur Uluç