facebook twitter instagram youtube html5 sitemap Bizi Takip Edin

Masalların masalı

Masalların masalı

Masalların masalı
Bu benim içinde birebir yer aldığım üçüncü Nazım etkinliğiydi. İlkinde adını "Bizden ya-saklanan Nazım" koymuştuk. Nazım'ın herkesçe bilinmeyen yanlarını paylaşmak istemiştik izleyenlerle. Bizden yasaklananlar değil, bir de saklananlar vardı. Güzel bir ekipti. Benim Nazım'ın kendi hayatını kendi dilinden anlattığı şiiri ile başlayacaktı akışımız. O kadar heyecanlıydım ki bir kadın olarak ben diliyle erkek tınısı vermekten çok çok daha öte bir şeydi Nazım Hikmet'in ruhuna ses vermek, hikâyesini ben diliyle anlatan olmak, seyirci karşısında. Hem de bunu ezberden yapmak...

Başardım ama bir anlığına şiirin sözlerini unuttuğunuz anlar vardır ya sahnede. O an sanki beyniniz bomboş olur, ne şiir kalır ne söz ne seyirci. Orada bomboş havada ve zamanda asılı gibi kaldığınız o mikro saniyeler. İşte o anda şiiri anımsamak için düşünürken, bi yandan da ben burada şu anda izleniyorum o halde bu düşünüş biçimimi tiyatral bir ifadeye taşımalıyım diye düşünmüştüm. Ve yüzüme o ifadeyi takınmışken şiiri kaldığım yerden yeniden yakaladım ve devam ettimdi.

Sonradan videoları izlediğimde o bana uzun gelen ama bi yandan da o kadar da uzun olmadığının da ayırdında olduğum anların cidden çok çok az olduğunu ancak orada yaptığım ifadenin şiire nasıl yakıştığını görmüştüm. İlk tecrübemdi sahnede bu duyguyu tadışım. Sene 2007 ydi sanırsam afişler var bakarız gerekirse. Bana Nazım eliyle gelip kendimin kendime verdiğim yaşam hediyesiydi bu. Ondan sonra sahnede şiiri unutursam diye hiç korkmadım. Nasılsa başarmanın bir yolunu bulduğumu görmüştüm.

Ben hiç bir zaman dudak ezbercisi olmadım, biliyor musunuz. Herkes beni ezberinde pek çok şiiri tıkır tıkır okuyor bilir. Dilim ezberden okurken bir sonraki dizeye gitmemiştir hiç bir zaman kendiliğinden. Hafızamda konuların akışının kronolojisi vardır hep şiir okurken. Mantığı ile anımsarım bir sonra gelen dizeyi şiirin örgüsü içinde.

Eğer atlarsam birden ileri, sonra arada atladığım yeri araya alıp bir önce kaldığım yerden devam edebilirim şiire, hâl böyle olunca. Müthiş bir tecrübeydi yani o gün o sahnede iki saniye içinde olup bitenler.

Sonra; yıllar sonra "Hikmetinden sual olunmaz Nazım" isimli etkinliğimiz oldu. Bu kez de ilk etkinlikte tanıştığım masalların masalı'nı okuyacaktım ama bu kez önden sondan hikâyesi ile birlikte. Gelmişini geçmişini anlatacaktım şiire zemin olan hâllerin. Sonrasında Rusya'da bir animasyon filmine el verecek olan "Skazko Skazok" filminden pek de uzun söz etmeyecek olsam bile şairlerin kendinden öncekilere nasıl dayandığını ve geleceğe nasıl nüveler bırakacağını anlatacaktım. Anlattım da.

Ve şimdi "Ben Nazım" isimli etkinlikte Yazıder ile kesişti yolum Seferihisar'da. . Nazım'ın hayatında sakin usul, hayatı başka bir bilgelikle dinlediği bu şiirini; yine masalların masalını okuyacaktım ki bu şiir sanki benim fularım, elbisem, elim, kolum, yanağım olmuş gibiydi aradan geçen yıllar içinde. Öyle çok okumuş ve her birinde öyle farklı anlamlarla seslendirmiştim ki bu şiiri. Öyle çok anlatmıştım ki felsefesini. Sanki çınar, ben, kedi, güneş gibi ömrümdeki masalım da bu şiir olmuştu. Bir gün öldürülen sokak hayvanlarına ağlayarak, bir gün heyecanla bir gelin damadın başında nehir kıyısında, bir gün yaşamı bütünleyen doğaya hayretle, bi gün bilgiççe belki meydan okur gibi şıkırdayan çizmelerimle sahneye çıkıp haykırmıştım sanki, bir gün gecenin karanlığında kamp ateşinin yanında elimi kolumu sallayarak komşularıma, bir gün aynanın karşısında yalnızlığımdan bu şiire sarılarak yaban ellerde ülkemden çok uzakta, bir gün erbanenin tellerinden süzülen tınının içersine bırakmıştım artık nerdeyse benim gibi olan dizelerini.

Bir gün asırlık değil binlerce yıllık bir çınara tırmanıp dallarının kulağına okumuştum bu şiiri. Şiir yolculuk yaptıkça hayatın içinde pişerek, ben şiirin içinde pişmiştim sanki.

İşte buydu masalların masalı. Hikmetinden sual olunmaz şiire olsun bütün selâmlar madem. Bizi değiştirip dönüştüren masallara inanmayı sürdüren kalplerimize olsun.

Aynur Uluç
27 Ocak 2025