facebook twitter instagram youtube html5 sitemap Bizi Takip Edin

Çılgın Zamanlar

Çılgın Zamanlar

Çılgın Zamanlar

Dün işteydim cumartesi günleri haftanın bütün yorgunluğunun o günün yorgunluğuna eklendiği gündür çalışıyorsanız. Ancak güzel bir sürpriz oldu günün yarısında ismi bende saklı bir arkadaşım bana ulaşmaya çalışıp şahsi telefonumdan ulaşamayınca benim gibi işkoliklikle düşkoliklik arasında gidip gelen birini iş telefonundan yakaladı ve dedi ki harika bir oyun var, Ve sen çok yoğun, çok yorgunsun biliyorum. Ama sana bir sürprizim var. Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'ne git iş çıkışı ve gişeye adını ver; sana çılgın bir zamanın biletini versinler.

Bir an durdum o iş yoğunluğunun içinde harika bir teklifti bu. Dedim oyunun adı peki Dedim ya dedi; "Çılgın zamanlar" Senin gibi ne kadar yorulsa da çılgın kalan bir kadına yakışır. Oyun çok iyi. Oyuncuları da duyunca hayatın bana verdiği bu hediyeyi gönlümce kabul ettim. Dediği gibi gişeye gidip biletimi aldım ve protokoldeki yerime keyifle kuruldum. En çnden izleyecek olmak harikaydı. Sahne dekoruna baktım, çok şekerdi. Telefonlarınızı kapatın anonsu bile çok şekerdi vee oyun başladı.Bir oyun sizi ilk anda yakalıyorsa gerisini merak etmeyin. Bunu çok deneyimlemişimdir ilk sayfasını ittirerek okuduğunuz kitapları anımsayın, bi de ilk sayfadan itibaren su gibi içine aktıklarınızı.

Çılgın Zamanlar


Sahnede Cem Özer ve Kemal Başar. Daha bi şey demelerine gerek yok, hoop oyunun atmosferindeyiz bile. Oyunculuk müthiş; hangi birini izleyeceğimi şaşırdım. Repliği olana bakıyorum mimikler hâller şahane, o anda repliği olmayana bakıyorum yine öyle...

Sahnede oyun her an hareketli, her an ilginizi çekecek yeni bir mimik, yeni bir espri var. Aniden araya giren müzikler, seyirci ile tam dozunda diyaloglar ve çok zekice yanıtlar hakikaten bütün yorgunluğumu aldı götürdü. Yaşlanma durumunda hayatını değiştirmek, güzelleştirmek için emek harcamak yerine genç bir sevgili bulmanın korkunç cazibesi ve trajedisi aslında oyunun konusu bir bakıma. Ancak işleniş biçimi hayli komik. Bu ana hikâye sürerken iş ortağı ile aralarındaki tatlı diyalog oyuna sürekli nefes aldırıyor ve ilginizi başka bir temaya da zaman zaman çekerek ritmi diri tutuyor. Cem Özer’in iş ortağını oynayan Kemal Başar'ın oyunculuğu yine şapka çıkarmalık. Bi şey yapmasın, köşede barda viski içsin yeterli. Kendisinde bir enerji var. Fırlama uyanık bir işadamını canlandırdı oyunda ama tabi ki karakterin aklı fikri de sekste aslında. Uyanık görünüyor ama karısının etkisinde iş bağlamak için zaman zaman ona mı atıyor çapanı derken aslında onun kadın düşkünlüğünün karakterinin ana ekseni olduğunu anlıyoruz oyun ilerledikçe.

Çılgın Zamanlar


Senaryoyu bu anlamda çok başarılı buldum. Neler olup bittiğinin haber taşıyıcısı rolünde kızı var Cem Özer'in bir de ( İmren Çapanoğlu ). Arada babasına gelerek konunun akışını bize iletiyor oluyorlar. Baba kız aralarında konuşarak bize de duyurmuş ve hikâyenin seyrini böylece aktarmış oluyorlar. Ve tabii ki o iletişim de oldukça dinamik kendi içinde. Gayet seyirlik bir akış oluyor. Oyun hiç irtifa kaybetmiyor bu anlamda zaten.

Ve kadın karakter Kate ( Zeynep Gülmez) hakikaten bomba. Anlatılmak istenen tüm duyguları verdi. O eski eşinden intikam alırken aslında acı çekmişliğini, sindiremediklerini, kendinden hayli genç bir sevgiliye tercih edilişinin duygusunu ama bunu aşmış olmakla aşamamış olmanın arasındaki araf duyguyu çok başarılı canlandırdı. Akışa yedirilen dans diliyle anlatıya bayıldım. Kate ve genç sevgilisi iyi ikililerdi. Duygudan yoksun cinsel çekimi olduğu gibi yansıttılar.

Çılgın Zamanlar


Genç sevgili de tabii ayrıca anlatılmalı. Müthiş yakışıklı bir genç, ama kafası çok çalışmayan bir genci canlandırıyor. Bildiğimiz klişe aptal sarışın kadının aptal sarışın delikanlı versiyonunu canlandırıyordu oyunda. Zekâsı çok parlak değil ama uyanık. Şapşalı, aptalı oynamak kolaydır ama bu miks hali vermek hakikaten zor. Ve bir yandan yarı aptal yarı uyanık halleri canlandırırken dahi çekici olmayı başarmak. Caner Nalbantoğlu rolünün hakkını tam olarak verdi.

Fark ettiğiniz gibi, şu ana dek en kısa anlattığım kişi baş karakter Cem Özer. Onu zaten anlatmaya gerek yok çünkü. Hepimiz bu ülkenin insanları olarak kendisini yakınen tanıyoruz. O yüzden o samimiyette ve içtenlikte izliyoruz oyunu. Yaşlı bir insanı o kadar iyi oynuyor ki oyunun finaline doğru beden dili olarak gençleştiğinde neredeyse şaşırıyorum. Aynı adamın her yaşı ayrı şekilde bedenine yakıştırmasına hayran oluyorum. Genç olmaya çalışan bir yaşlının dönüşmeye çalışan halini demeli aslında. Mimikleri zaten başlı başına tiyatro. Sırf bunun için bile gidilir oyuna. Ve eliniz kolunuz gönlünüz dolu dönülür işte böyle.

Çılgın Zamanlar


Oyun sonunda keyifli ve coşkulu bir selam faslından sonra fotoğraflar çektirdik; her birisi o kadar yakındı ki seyircilere. Resmen içiçe olduk bir anda ki zaten o samimiyetteydik sanki oyun boyunca da.. Ama söylemeliyim oyun sonunda erkek oyuncularla kalıverdik bir anda. Gönlüm istedi ki kadın oyuncularla da fotoğraf çektirebilseydik. Ki aslında oyunun dipte akan ana teması "kadın"ın kendini keşfetmesi, bulması ve içinde saklı tohumu yeşertmesiydi. Kendini var edebilmesi ve en baştan yaratabilme gücünü zumluyordu oyun bize her ne kadar ailenin tamamının hikâyesi gibi görülse de oyun.

Oyunda pek çok ince detay daha var aslında; dramaturji çok başarılıydı bir kere. Oyuncular epik oynarken dahi dramayı kaybetmiyorlardı. Oradaydılar ve biz de buradaydık seyirci koltuğunda. Hiç kopulmadı izleyici ile ki kendi içinde dönen bölümler vardı oysa büyük ağırlıkta. Bunu hissettirebilmek ve bunun sürdürülebilir halde diri kalması hakikaten ilginç bir nüans ve çok zor. Kendi içinde örgüsü süren bir oyunda hepten zor. Çok çok çok şekerdiler bi kere oyuncuların her birisi. Bizlere en çok o güzel duyguyu hissettiren şey, bu içtenlikle gelen şeker hal sanırım. Şekerden daha iyi anlatabilecek bi sözcük bulamadım şimdi. Çünkü aslında yüzeysel bir şımarıklığa kaçma riski de vardır şekerliğin. Ve o riske girilen alanlar iticilik oluşturur, naylon bir tat oluşturur insanda bilirsiniz. O risk hiç oluşmadı ne oyunda, ne de oyun sonunda. Kısa bir cümleyle özetle deselerdi oyunu, hep birlikte çok eğlendik derdim. Sanırım işin püf noktası bu, Oyuncular da gerçekten eğleniyordu ve o eğlenme hali bize de geçti olduğu gibi.

Final bölüm ise sürprizli oldu gerçekten, demekle yetineyim; spoiler olmasın. Oyundan çıktığımda halâ oyunun etkisi altındaydım. Müzik dinledim sokakta, girdiğim dükkânlarda hiç tanımadığım satıcılara takıldım. Oyun benim içimdeki coşkuyu artırmış, dirilik getirmişti. Öyle ki dayanamadım girdiğim kuruyemişçiye oyundan çektiğim fotoğrafları filan gösterdim.

Çılgın Zamanlar


Dedim, çılgın zamanlara hepimizin ihtiyacı var.

Aynur Uluç
4 Aralık 2022