facebook twitter instagram youtube html5 sitemap Bizi Takip Edin

bir köprü kandilinde mektup okudum

bir köprü kandilinde mektup okudum

bir köprü kandilinde mektup okudum

bir mektup okudum; zarfı bezirgan, virgülü kubbe
torbası azade, enlemi boylam bir mektup okudum
içinde bahar saklamıştı nar diplerinde
her sözcüğü sevgiden, güzelden örülüydü
oysa darda düşülmüştü notlar, dara düşmüşken
dar kâğıtlara yazılmıştı kampsürgün alanlarda
mahkum kadınlar kanat atarken her paragraf başında
nefes aktarıyorlardı zorun berisinden
duvarlar ötesine

bir mektup okudum ben zarfından dertli
milena milena milena diyordu
“adından başka hiç bir şey yazamıyorum mektubuma” diyordu kafka
isim isim oldu büyüdü dünya
bana her gün yazma’lardan, sen bana bakma’lara
özlem kavuran bir sıcak oldu
ve, sordu kafka:
“bu elle tutulamayan, bu korkunç aşkın sorumluluğunu bütün acılarıyla
yüklenen biri olacağım yerde, odanda o her zaman seni görebilen,
güzelliğini seyredebilen mutlu bir ayna, bir dolap olsam ne iyi olurdu.”
aha şurda dedi, ve ne iyi oldu sayfanda göz beslemek şimdi
ne iyi oldu kalbinin minörüne tuttuğum bu parantez

bir mektup okudum; zarfına ünlem
raylarda titreşen sarı kâğıtta
durmak üzere ama delicesine sarsan trende
içimi borana katan soruyu sordu bernard
“ah ellen” dedi,
“ah ellen. insanın amellerini yazan melek, günahlarınızın hiç bir tanesinde
benim adımın neden olmadığını sorduğunda ne diyeceksiniz”
biliyorum sayın shaw

harflerde kaybolmuştunuz o tren yolunda
ellen krizi geçirmekteyken siz
yüreğiniz postaya tutunmuşken; bir mektup
tek bir mektup için çarpıyorken kalbiniz
nasıl da tanımladınız:
“ideal aşk ilişkisi postayla yürütülendir.”
Hayır, bu değil aradığım yanıt
bu olamaz yüreğimi coşturan
beş kocadan bıkan ellen sizden bıkmadı diye
bu değil evrensel aşkın tanımı

çünkü, çünkü ben bir mektup okudum; zarfını tutuşturan
ah bir mektup okudum
bir mektup okudum ben sonsuz sınırda
menevişli kuşlar okudum altıok metin’den
zarfını zarflayıp atan bir şiir okudum
aşktan tene, tenden beyaza
diyordu ki edip usulca;
“hiç bir pul hiçbir zarfa yakışmıyor
hiç bir zarf üç beş satıra
ne zaman yan yanayız işte, işte o zaman
doyamıyoruz tenlerimizin
bitmez tükenmez sorgusuna”

ve büyüdüm çocuk oldum
çocuk oldum süründüm sonsuzluğa
uzak diyarlarda büyümek için
babasına çırpınan bir mektup okudum
aldı yüzümü terse çevirdi
aldı nefesimi riske çevirdi
füruğ için ne kadar zordu konuşmak babasıyla
ne kadar zordu sınırları önce içinde delmesi gerekirken
ne kadar zordu sözcüklerden bir inci dizmek
istemiyordu nasılsın, ne yaparsın, iyiyim
yazmak istemiyordu kalem, içi iyi değilken
“babacığım” diyordu
“sayın babacığım
sevmediğimi düşünmeyin sizi” diyordu ara kapamaya çiçek düşlerken
tüm mutsuzluklarını yazmak isteyen bir kadın okudum
“şiir benim tanrımdır.” diyen
ama beş satır geçer geçmez, babası onu sevmezse diye
şiir’ini içine girmiş şeytana dönüştüren bir mektup okudum
oysa, oysa nasıl yazmıştı ibrahim golestan’a
“benim kötülüklerim nelerdir, iyiliklerimi anlatmaktaki
utangaçlık ve güçsüzlükten başka.”

gözüm dursa içim durmadı
içim dursa, ağzımda kementli sözüm durmadı,duramadı
duramadım, ben bir mektup okudum
bir mektup okudum; zarfından kan sızdıran
bu kez bir pilot vardı mektubun tam kalbinde
“sevgili annem” diyordu o da, bir bombayı beklerken
“sevgili anneciğim bütün dünyanın en ıssız köşesi ruhum
korkunç gereksinmem var sevginize”
savaşın kucağında yine de şundan korkuyordu exupery
“beni savaştan çok ürküten, yarının dünyası
hoşça kal canım anneciğim kollarımın bütün gücüyle sarılırım size”
diyordu “çünkü içime serinlik veren anılarım
yanan mumların kokusunda
ve burada susuzluktan ölüyor insanlar
susuzluktan ölüyor insanlar anneciğim”

bir mektup okudum ben; zarfına sığamayan
beyaz adama seslenen bir kızılderili
sorguladı satır satır varlıktaki yokluğu
yokluğumu çizdi aynaya
duymuyorsam doğanın kokusunu
almadığım nefesimi koydu ortaya
“insan, insan eğer bir kuşun yalnız ağlayışını
ve su birikintisi etrafında tartışan kurbağaların seslerini duymazsa
hayatın anlamı nedir”
nedir hayatın anlamı

evet, hayatın anlamı nedir, diye sordum iki gözüm ayşe’ye ben de
söyle dedim ayşe,
iki gözüm, iki kulağım ol da söyle
on sekiz bin mektup yazmış voltaire
hepsini okudum, dedim. hayatın anlamı nedir
o kadar uzun değil, bir sayfa yazmış dağlarca’ya gül cemal’im
madde madde saymış hâllerini iki dağ arasından
söyle dedim cemal’e; hayatın anlamı nedir söyle
yoksa, tarifsiz uzuyor sorularım
sen demezsen başka kime sorayım
son mektubunda kıvranan virginia’ya mı
hayatın rengi solup yiterken göz uçlarında

ben bir mektup okudum
cepleri taş doluyken
“hiç kimse bizim kadar mutlu olmadı” diyen bir şükran mektubu
ve durdum düşündüm
orasından burasından baktım hayata
nereden aklıma geldi ki bilmem, bilmiyorum
tuttum ben bir mektup okudum; zarfına hüküm
“bana güzel şeyler yaz, hemen yaz
dört sayfa yaz” diye buyurdu napolyon josephin’e
ağzımı sildim burnumu aktım
evirdim çevirdim ucundan yaktım
sss diye kısaltmıştı aşkını asaf, okudum
“seni seviyorum sabahat” derken
beni sana, seni bana anlatırken eritmişti anlamı

peki, anlam neydi
aşkta mı, barışta mı
düşte mi, eşikte mi
insanda mıydı, yoksa insandan gayrıda mı
karıştırdım durakları ipucunun peşinde
iyisi mi ben yine bir mektup okudum
okudum; zarfına bilge einstein dedi ki:
“başkalarının sevinçlerinden zevk almak
ve onların acılarına ortak olmak,
bir insan için en iyi rehberdir.”

rehberlerim benim
izimde su, gölgemde ebru
zamanı kavurdum dudaklarımda
yarına püskürttüm elyaflarımı
eğildim dirildim döndüm dolandım

çökünce karşılaştı gözlerim uğultusuyla
çökünce gördüm gözbebeğini
üzeri tozlu, nefesi yorgun
belli ki tarih öncesinden fırlayıp gelmiş
uzattım kulağımı

“çömelmiş yazıcı” dedi ki;
bir mektup yaz, ben temize çekeyim
killerime doku ruhunu, tablet tablet akayım sonsuzluğa
tünellerden buluta geçsin
savaşı görsün gözlerin
acıdan kan olsun kâğıdın
denizin mercan olsun
kızarsın ki gözlerin, anla
anla ki, ah benim saf çocuğum
bir köprü kandilinde çarpsın yüreğin

dudakların kitlensin ki anla ızdırapları
anla düşler kapısından işler dünyasına nasıl geçecek zaman
nasıl yapışacak ekranın tuzağına
anla sözcüklerin
nasıl kıracak zarfı, nasıl taşacak dünya
anla ki yazayım seni
gözlerinde tozayım haydi,
haydi yazdır
yazdır bana

yazdır bana kendini
eyy sevgili
yazdır bana kendini

aynur uluç