facebook twitter instagram youtube html5 sitemap Bizi Takip Edin

meraklılara özel


hep aynı surat
 
hep aynı surat

her yerde her fotoğrafta her kiminle olursa olsun,
yüzü bir önceki fotoğraftaki hâline benzeyen insanlar
görüyorum. yani yüzü hep aynı. hep aynı
ve o kendisini taklit eden ifadeyi
asmış oluyor yüzüne... sevimli rolü veriyorsa .


tamamını okumak için tıklayın














ayna ayna söyle artık biz kimiz
 
ayna ayna söyle artık biz kimiz

insanın kendisine bu kadar ayna arama ihtiyacı da
pek hayra alamet değil. yalın yaşamak lazım.
habire ben neyim diye kendiyle bu kadar meşgul
olmaya gerek yok.. yoksa insanın aynada
gördüğü suret de kendisine benzemeye başlıyor.


tamamını okumak için tıklayın














taklidi asla çevirmek
 
taklidi asla çevirmek

kendilerince yanlış buldukları şarkıları eğip bükerek,
onların taklidini yaparak eleştirdiğini sanan komedyenler
vardır bu sabah aklıma onlar geldi..
üstüne bambaşka bir şey koymadıkları ya da var olanı
algıda dönüştüremedikleri ve dolayısıyla dönüştürmedikleri için

tamamını okumak için tıklayın


hem yolu severiz hem ayaklarımızı
 
hem yolu severiz hem ayaklarımızı

biz hep bir şekilde susarız, susmanın altın olduğu öğretilerek
büyümüş çocuklarız çünkü.. iletişimin ve kendini
doğru ifade edebilmenin önemi yerine
ya bir ağır abilik şeklinde susmayı öğrettikleri için
ya da olgun ol dedikleri için hep bir sis perdesi yaratmak
en yaygın hallerimiz toplumda... bilirsiniz kadınlara

tamamını okumak için tıklayın













neyin nasıl farkında olacağız
 
neyin nasıl farkında olacağız

bir bakıyorsun herkeste bir afili cümleler... neymiş efendim;
kendisini ifade ediyormuş da gelinim sen anlayacakmışsın.
doğru mu anladın, yanlış mı anladın önemli değil... sen de yazarsın
bir iki afili söz duvarına. olur mu sana bir anlamama alanı daha..

tamamını okumak için tıklayın















hiçbirimiz sandığımız kadar önemli değiliz
 
hiçbirimiz sandığımız kadar önemli değiliz

benim bu paylaşımımı unutacak çay demleyecek ve face'e fotoğraf koyacaksınız,
belki tuvalete gidersiniz, belki de bir elma yersiniz, ama beni ve biraz önce
baktığınız paylaşımlardeki kişileri unutacaksınız, isterseniz unutmayın, öleceksiniz
bir gün sonunda ; unutulacak olmamız düşünsenize ne kadar güzel ve özgürleştirici

tamamını okumak için tıklayın
 

kör ölür badem gözlü olur
 
kör ölür badem gözlü olur

kör ölür badem gözlü olur...
kocaman kocaman anlatılır kıymeti harbiyesi…
adettendir bu topraklarda ölüler övülür…
oysa yaşarken kimse kimseyi görmez toptan kör olursunuz…
kör olursunuz yaşama;
çünkü kocaman sözleri vardır birilerinin…

tamamını okumak için tıklayın






















dişlinin iki parçası
 
dişlinin iki parçası

dişlinin iki parçası
kendimizi bilmeye şiddetle ihtiyaç var. o eril halin
tadını çıkarmaya, dişil halin tadında yüzmeye akmaya
ve bunu hep birlikte yapmaya yani her birimize
bu güzelliğin yayılmasına kendi payına kim hangi dişisi
kim hangi erkeği ile yaşayacaksa...


tamamını okumak için tıklayın






















ölüm var kalım var dünyada
 
ölüm var kalım var dünyada

ölüm var kalım var dünyada.
ya da şöyle mi demek lâzım; kalım yok ölüm var...
böyle bakıldığında anılarımız sandığımız kadar da önemli değil;
dünyaya ektiklerimiz önemli. hiç silinmez olan onlardır;
bir gün gelir adımız, anımız kalmaz ama onlar sürer.

tamamını okumak için tıklayın


ilişkilerde manipülasyon alanları
 
ilişkilerde manipülasyon alanları

arkadaşlar merhaba.. yogaya ilk başladığımda Fulya
Leela Jala manipülasyonlardan ilk söz ettiğinde
anlamakta zorlanmıştım konunun özünü ve işleme şeklini
yaşam içinde. ama zaman içinde ne çok yaptığımı ve ne
çok maruz kaldığımı fark ettim. bunu bir bilgi olarak bilmesem de
yaşam pratiğinde bende

tamamını okumak için tıklayın



"iletişim engeli mi, biletişim çengeli mi isterdiniz hayatta"
 
iletişim engeli mi, biletişim çengeli mi isterdiniz hayatta

iletişim engeli mi, biletişim çengeli mi isterdiniz hayatta…
çocukluğumdan kalma bir şarkı vardır; “bu engeller arasında
severek ayrılmadık mı, böylesine yaşamaktan ikimiz de bıkmadık mı”…
pek severim bu tekerleme gibi giden sözlerini şarkının.
anlamın ve orda olup bitenin farkındalığındaki duruluğu severim.


tamamını okumak için tıklayın



"beni asla yeterince övemezsiniz"
 
beni asla yeterince övemezsiniz

geçenlerde bir cümle üstünde konuşmuştuk biraz
ama sanki yarım kalmıştı… başka yerlere dağılmıştı konu.
bugün devam edelim istiyorum ordan. cümle şuydu
anımsayalım: "beni," diyordu karl kraus,
"asla yeterince övemezsiniz."


tamamını okumak için tıklayın


"gerçek çatalı"
 


gerçek çatalı
gerçek çatalı yoldan geçen bir kadın
"senin gerçeğin benim gerçeğim değil" demiş.
bu demek oluyor ki; benim gerçeğim de senin gerçeğin değil..
içimi acıtıyor bu gerçek...

tamamını okumak için tıklayın

















"kendi çukuruna düşmeyi göze almak"
 
kendi çukuruna düşmeyi göze almak

baştan belirlenmiş fikir güzergahlarında gitmeye gitmek
denmez.. öğretilmiş ya da kararlaştırdığınız yolda gitmek
derler olsa olsa. bulmak için hakikaten kaybolmayı göze
almak gerektir. ve yeniden kaybetmek için.

tamamını okumak için tıklayın










"delilikmiş akıllılıkmış; pöh"
 
delilikmiş akıllılıkmış; pöh

delilik akıllılığın tersi değil bence...
deliliği öven yazı ve şiirlerde öyle yaparak akıllılığın da
delilik kadar hakkını yiyorlar. deliliğin de akıllılık kadar..
benim şimdi yaptığım bu tanımlar bile sıkıntılı;
akıllılık-delilik diyerek netlik verdiğim için..

tamamını okumak için tıklayın














"hayatı kaçırmamak için"
 
hayatı kaçırmamak için

ne kadar çok şey öğrenmişsek o kadar korkaklaşıyoruz
yaşamaya. bin düşünüp bir hareket ederken hayat kaçıyor
elimizden.. bırak dağınık kalsın epeydir felsefem oldu..
kızmışsam kızdığımı üzülmüşsem üzüldüğümü, sevinmişsem sevindiğimi

tamamını okumak için tıklayın












"organik zekâ"
 
organik zekâ

insanı anlamak önce kendini anlamaktan geçer.
oysa en bilmediğimiz alanların başında geliyor bedenimiz
ve beynimiz arasındaki bağlantı mekanizması. ve bu
mekanizmanın gündelik hayat içinde bize ne yaptığı
ve bizim ona ne yaptığımızı anlamayarak,

tamamını okumak için tıklayın














kadın kıskanır mı
 
kadın kıskanır mı

sorunun içeriğindeki kıskançlığın sadece kadınlara
has bir şeymiş gibi olan kısmını es geçelim şimdilik.
belli ki senem özellikle kadınlardaki kıskançlık duygusu
ile ilgilenmek istemiş bu soruda. çünkü kıskanma
duygusunun işleyişindeki ayrıntı güzergahına gidersek
kadın beyni ve erkek beyni aynı mekanizma ile işlemez…

tamamını okumak için tıklayın





anahtar deliğinden...
 
anahtar deliğinden...

bakın kadın ya da erkek ayırmadan söylüyorum,
içinizde en cesurum diyenler nasıl sevdiğini ve
nasıl sevildiğini anlatıyorlar ancak. nasıl seviştiğini
anlatanı görmedim. gaz sancısı gelince nasıl sıkışıp
tuvalete koştuğunu, ölümle burun buruna geldiğinde
nasıl ödünün koptuğunu, içine oturan bir şey olunca
ilk fırsatta lafı nasıl soktuğunu anlatanı görmedim daha.


tamamını okumak için tıklayın














doğanın sahibi miyiz gerçekten..
 
doğanın sahibi miyiz gerçekten..

insanın kendisini doğanın sahibi ve efendisi
sanmaya başladığı süreç, kendinden; kendi
bedeninden, ruhundan da kopmaya başladığı
süreçtir. hayvanlardan ayrı bir şey olduğunu
sanmaya başladığında başlayan süreç.


tamamını okumak için tıklayın

seyahat eden imzalar...
 
seyahat eden imzalar

bir arkadaşım boyalı bir kitap imzam karşısında
şu soruyu sormuş.. "Kitap imzalarının en önemli
ve özellikli yanı isme yazılmasıdır. Doğaldır ki
tanınmış birine imzalamışsanız değeri daha da
artar. İsim var da ben mi göremedim yoksa"

tamamını okumak için tıklayın















aşkı öğrendiğimiz aşklardan özgürleştirmek
 
aşkı öğrendiğimiz aşklardan özgürleştirmek

geçen gün kendince aşk temasını işleyen bir yazının
altına döktürmüşüm. altına yorum yazdığım paylaşım,
aşkı acı ile karşılayan bir yan barındırıyormuş ki
oradan el almış ve şöyle yazmışım ilk cümlemde
daha: aşkın insanın isteklerini ve gücünü tükettiği
üzerinden tanımlanıp bırakılmasının doğru olduğuna katılmıyorum.

tamamını okumak için tıklayın











aşk denilince nasıl da uçuyorum
 
aşk denilince nasıl da uçuyorum

geçen gün aşk hakkında bir yazının altına döktürmüşüm
 kendimden geçip uzun bir yorum yapmışım. okuduğum
yazı, aşkı acı ile karşılayan bir yan barındırıyormuş ki
kaşımış beni ve oradan el alıp bir şeyler söylemek istemiş
içim. daha doğrusu içim duramamış içimde; 

tamamını okumak için tıklayın




























yara kıpırtısı
 
yara kıpırtısı

yaraları geçmeyecek diyerek sabit olarak nitelendirerek
orada kilitlememek lazım. yüzleşildiğinde içinden
çıkılmıycak fırtına, sevgiyle aşkla öpüldüğünde şifa
bulmayacak yara yoktur. sanırım işin püf noktası o
görüşmeyi ( yarayı fark ediş ) ve öpücüğü ( şifa)
başkasından beklememek.


tamamını okumak için tıklayın










çukurunu kendine yakıştırmak
 
çukurunu kendine yakıştırmak

yazılarımı takip edenler bilir; hayat bizi o noktaya
getirdiğinde çukurlarımıza bihakkın düşmek gerek
der dururum ama düşmek nasıl bir düşmek. o düşme
hâline nasıl bir bilinçle yaklaşmak ki oluş gayesi
etkin olsun, boş yere olmasın o düşüşler...  

tamamını okumak için tıklayın










aşkı öğrendiğimiz aşklardan özgürleştirmek
 
aşkı öğrendiğimiz aşklardan özgürleştirmek

geçen gün kendince aşk temasını işleyen bir yazının
altına döktürmüşüm. altına yorum yazdığım paylaşım,
aşkı acı ile karşılayan bir yan barındırıyormuş ki
oradan el almış ve şöyle yazmışım ilk cümlemde
daha: aşkın insanın isteklerini ve gücünü tükettiği
üzerinden tanımlanıp bırakılmasının doğru olduğuna katılmıyorum.


tamamını okumak için tıklayın


duygulara ne oluyor; beden toprak olunca
 
duygulara ne oluyor; beden toprak olunca

bu fotoğraf yıllar öncesine ait. özcan da şükrü de
gençliklerinde. ikisi de sonsuzlukta buluşmuş
olmalı şimdi... şükrü denilince burnumun direği
sızlar hala. aradan geçen yıllar onun özlemine
dair acımı azaltmadı hiç belki şekli dönüştü.....

tamamını okumak için tıklayın


















şiirin müsebbibinin şiirde payı nedir
 
şiirin müsebbibinin şiirde payı nedir

hiç düşündünüz mü “seni seviyorum” demekle
"Bir şiirin sahibi şiiri yazan mı (şair), o duyguların
müsebbibi mi, şiire ihtiyacı olan herkes mi, bilemedim!"
diye sormuş sevgili canan kayışlı. birazcık içerse de
benim anladığım; şiir kimindir sorusu değil bu. postacı
filmindeki kısmı geçiyorum o yüzden..

tamamını okumak için tıklayın



















ilişki terapisti değilim ama kendi terapistim olmaya niyetim var
 
ilişki terapisti değilim ama kendi terapistim olmaya niyetim var

hiç düşündünüz mü “seni seviyorum” demekle
“seviyorum seni” demek arasında çok acaip büyük
 bir fark var. seni seviyorum’da özne sensindir;
yani sevilen. seviyorum seni’de ise özne bendir.
sevebilmek kapasitesi bende, demektir bu
cümlenin içerdiği anlam...

tamamını okumak için tıklayın




korkunun ecele faydası var
 
korkunun ecele faydası var

bazen kendimize artık korkmayacağım deriz ya,
peki fark ettiniz mi ne zaman deriz. bizi korkutma
olasılığı olduğunu algıladığımız tehlike durumlarında.
 sıklıkla korkmuyorum diyorsak ya da korkmayacağım..
pat diye söylemek istemezdim böyle ama söylemeliyim;
dip bir korkunun içinde yaşıyoruz demektir..

tamamını okumak için tıklayın
 




















ben değiştim dünya değişti
 
ben değiştim dünya değişti

bu fotoğraf 2010 yılındanmış. face iyi ki çıkardı
karşıma ne çok şeye ayna oldu sahiden.. o
zamanlar "koleksiyon kuyusu" sunumuyla
paylaşmışım. yani objelere dikkat çektirerek.
şimdi ise bakın hiç yaşlanmamışım diye paylaştım.

tamamını okumak için tıklayın




kendini keşfeden akıl
 
kendini keşfeden akıl

hayatın anlamını çözmek çabası korkularımızla ilgili
 en temelde. yani hayatta kalma dürtümüzle ilgili.
hayatın anlamını ve düzenini anlama yolunda
giderken insanlık arketipler oluşturmuş ve
anladıklarını kısaca aktarabilmek için onları
sembolize edecek hikayeler damıtmış dağarcığından.

tamamını okumak için tıklayın


yolu mu, ayaklarımızı mı daha çok sevelim...
 
yolu mu, ayaklarımızı mı daha çok sevelim...

"yolun bi kıymeti yok, bendeki bu yolculuk hâli
olmasa:)" demiş sayfasında sevgili dostum ayhan
kurudere. ayhan'a yazdığım yorumu bu yazıya eklemek
istiyorum. görsel olarak da bu fotoğrafı seçtim.
Hatice yanık’ın “çakıl taşları” grubumuzun her
gösterisinden önce kendi dahil yüzlerimizi boyarkenki hâli...

tamamını okumak için tıklayın




içimizde bilge bir terazi var.
 
içimizde bilge bir terazi var.

ne huy edindiysek bir sebebi vardı illâ ki. hiçbir şey
tesadüfen oluşmaz, ama bir fark ederiz ki bazı
huylarımız yaşamı zorlaştırıyor. hayatımızı cehenneme
çeviren de biziz, cennete çevirebilecek olan da.
ölmesi gereken parçaIarımızı fark edebilir ve saygıyla

tamamını okumak için tıklayın




kendi kendisini büyüten boşluk
 
kendi kendisini büyüten boşluk

her bi şeye duyarlı olurken en temelde kendisine
biçim biçim reklam yapanlar var ya sosyal medyada..
en güzel benim ve kendime güvenliyim vallahi de
şiirim billahi de filimim diyenler.. zorluklar bana
ne ki ben insan üstüyüm zaten ve dil uzatan olursa
kimseye de acımam, lafımı da esirgemem havası..


tamamını okumak için tıklayın
















iç merak
 
iç merak

"aşk genellikle bağımlılık ile karıştırılır; ama aslında
bağımsızlık kapasitenizle orantılı olarak sevebilirsiniz.”
demiş rollo may. benim de bir cümlem vardı bu sözle
akraba diyebilirim. bir ara hayli kafa karıştırmıştı..
"aşkı bağımlığın elinden cinselliği ise aşkın tekelinden
kurtarmak lazım" demiştim...hayli tartışılmıştı sosyal
medya sayfamda..

tamamını okumak için tıklayın



adım adım internet kültürü
 
adım adım internet kültürü

internet kültürünü hep birlikte oluşturuyoruz. bu
hamurun nasıl yoğrulacağına dair düşünsel girişimler
o yüzden çok kıymetli, bu alanı herkes istediği gibi
kullansın demek özgürlükçü gibi görünebilir ilk bakışta,
ancak bir anlamda da zorlayıcı. 
    
tamamını okumak için tıklayın



















aşk insanı eşitler
 
aşk insanı eşitler

aşk insanı eşitler, çünkü aşk varsa ortada üstümüzde
hiçbir kaban kalmaz. kalamaz. ne kadar statü varsa,
 ne kadar mal mülk o kapıdan geçerken soyunulur.
soyunulmayan tek giysi kaldığında insan aşktan çıkar.

tamamını okumak için tıklayın




























yeniden doğuş kapısı
 
yeniden doğuş kapısı

hayat böyle bir şey… kimi ve neyi biriktirdiysek o
bize lazım oluyor. hikayede yeri var ki giriyoruz
birbirimizin hayatlarına. bolluk felsefesinin temelini
oluşturan sanskritçe dilindeki kadim "shat- chit-
ananda" sözcükleri bunu anlatır.. hakikaten kolay
değil kavramak; bir yolculuk gerektiriyor...

tamamını okumak için tıklayın



kadınla erkek karşı karşıya mı cidden
 
kadınla erkek karşı karşıya mı cidden

adın erkek eşit mi değil mi. yok eşit yok değil..
sözcüğü eşit diye seçerseniz baştan kaybetmek
mümkün. kanun karşısında elbette eşit olmak
zorunda. kanunda eşit değilse bunun da sebebine
sonucuna bakmak gerekir.

tamamını okumak için tıklayın









gözler kalbin aynasıdır derler; vallahi doğru..
 
gözler kalbin aynasıdır derler; vallahi doğru..

bu günlerde gözler var merceğimde.. nereye nasıl
 bakıyorlar..zaman içinde nasıl bir değişim geçirmiş
bakışlarımız. bazı bakışlar yüzümüzden giderken
bazı bakışlar nasıl gelmiş yerleşmiş. gidenler
hangisi gelenler hangisi. bunlara bakıyorum.
    
tamamını okumak için tıklayın